Cesaret ölmekle değil, yaşamakla ölçülür

CESARET ÖLMEKLE DEĞİL, YAŞAMAKLA ÖLÇÜLÜR…

Bir zamanlar sabun köpüğü yabancı diziler vardı…
Okuldan gelir annem ablam ve ben Yalan Rüzgarı, Cesur ve Güzel gibi dizileri izlerdik…
Bu dizilerde zenginlik, lüks yaşamlar, güzel kadınlar, güzel erkekler vardı…
Ama kimse mutlu değildi…
Birileri ölür, birileri hasta olur, birileri birilerini aldatırdı…
Kalabalıklar içinde yalnızlık hikayeleri vardı…

İzlemeyi severdim bu dizileri…
Ama o zamanlar çok uzak gelirdi yaşananlar…
Ahlak, vicdan, arkadaşlıklar, değerler yoktu bu dizilerde…
Bunlar diziler için normal, bizim yaşamlarımız için çok uzaktılar sanki…
Ben saf duygulara inanırdım…Beyaz atlı prense, romantik aşklara, ruh eşine inanırdım…

Sonra yıllar geçmeye başladı…
Okulu bitirdim psikolog oldum..
Aynı senaryolar Türk dizilerinde görülmeye başlandı…
Bir İstanbul Masalı, Binbir Gece Masalı, Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu…
Türk değerlerine ters ilişkilerin işlendiği bu dizilerin ne kadar yüksek rating aldıklarına şahit olduk…
Dizinin ertesi günü karakterler evimizin baş konuğu,sohbetlerin ana konusu olmaya başladılar…
O karakteri savunanlar ve savunmayanlar…
Hak verenler ve vermeyenler…

Ve sonra da gazetelerde daha sık okumaya başladık…
Kaç yıllık eşini genç ve güzel sevgilisi için terk edensanatçıları, politikacıları, iş adamlarını, gazetecileri…
Yeniden evlenenleri…2., 3. hatta 4. kere..
Hatta yeniden baba olanları…
Son zamanların en büyük bombası tabii ki Ayşe Özyılmazel-AliTaran çiftiydi.
Babası Neco aynısını annesine yaptığında uzun süre konuşmamış, ağır yazılar yazmış bu kız ne tesadüf ki bir süre sonra aynı senaryonun içinde bulmuştu kendini…
Binbir Gece Masalları ile ünlenen, büyük bir aşkla evlenen oyuncu Halit Ergenç de Tan Sağtürk’le evlilik hazırlık yapan Bergüzar Korel için karısını terk etmiş, evlenmiş ve hatta baba olmuştu…

Zamanla o uzak gelen ilişkiler bize yakınlaşmaya başladı…
Artık gizli kapaklı değil göz önünde yaşanmaya başlandı bu ilişkiler…
İlk duyduğumuzda şok etkisi yaratan bu haberleri bir süre sonra kanıksamaya başladık…
‘Ama aşık olmuşlar’ diyenler…
‘Hiç bir şey durup dururken olmaz, vardır kadının da bir hatası’ diyenler..
‘Kadın aşık olmuş adam ilgisizse ne yapsın’ diyenler…
Kesinlikle toplum olarak bir değişim geçirdik…

Mesleğim gereği bu tip olaylar sadece gazete baskılarında değil hayatımın içinde benim…
Kaç yıllık evlilikten sonra yeniden aşık olan ve bundan dolayı ikilem yaşayan kadınlar…
Karısı her yurtdışına çıktığında facebook statüsünü‘complicated-karmaşık’ yazan erkekler…
40’ını geçtikten sonra hayatını sorgulamaya başlayan ve kaçamaklarıyla tatmin olan erkekler…

Bir psikolog olarak özellikle son yıllarda farklı sektörlerden farklı yaşlardan kişilerle çalıştıkça, sohbet ettikçe hiçbir şey şaşırtmıyor artık beni…
Hayatta her şey olabilir…
Bir tarafta kalbinin sesini dinleyenler…
Cesur olanlar…
Yaşam çok kısa deyip, hayatın hızlı akışında aşkına sahip çıkanlar…
Sil baştan hayat kurabilenler…

Diğer taraftaysa…
Vicdan, bağlılık, sorumluluklar diyip…
Aşka inanmayanlar…
‘Nasılsa bu da geçer’ deyip günlük flörtlerle yetinenler…
Çocuğunu, maddiyatı, başkalarını bahane edip bu cesareti gösteremeyenler…
‘Ne yardan ne serden’ diyenler…

Bakış açımız değişti…
Eskiden anormal gelenler artık normal gelmeye başladı…
Hayatta her şey olabilir…
Hangisi yanlış hangisi doğru tartışılır…
Ne dersiniz?
‘Cesaret hayatı hiçe sayar, vicdanı değil’ diyen Schillermi,
‘Yoksa Cesaret ölmekle değil, yaşamakla ölçülür’ diyen VittorioAlfieri mi?
Yorumlarınızı bekliyorum…

Kaynak: yayinvar.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir